11 Aralık 2012 Salı

Diş Çıkaran Bebeklere Kehribar Diş Boncukları




İlk kez, İsviçre'de yaşayan kuzenimin oğlunda görmüştüm; çok enteresan gelmişti. Diş çıkarma döneminde bebeklerin boynuna takılan kehribar (amber) kolyelerin faydalarından bahsetti ve Avrupa'da çok yaygın kullanımı olduğunu anlattı. Daha sonra ben kızım için getirttim ve inanılmaz faydasını gördüm. Kızımın o mıymıy, sıkıntılı diş çıkarma dönemini, kehribar diş boncuğu kullanarak oldukça rahat bir biçimde geçirmiştik. Hatta biz o kolyeye öyle sevdik öyle minnet duyduk ki, daha sonraları da bir aksesuvar olarak boynumuzdan hiç çıkarmadık. Kehribar taşının zaten ağrılara iyi gelen bir özelliği var, biraz araştırınca bu bilgiyi yakalıyorsunuz.

Nedir kehribar diş boncuklarının faydaları, biraz size ondan bahsedelim :

13 Kasım 2012 Salı

Yeşil Çayın Faydalarına Japon Olmak, Fransız Kalmamak


1996 senesinde İngiltere’deyken, sınıfımızdaki Japon arkadaşlarımızın elinde, pet şişelerde yeşilimsi renkte bir sıvıyı devamlı görürdük. Japonlar için vazgeçilmez olduğunu öğrendiğimiz bu sıvı, yeşil çaydı. Japon seremonilerinin vazgeçilmezi yeşil çay!

Uzakdoğuda 4000 yıldır tıbbi amaçlarla kullanılan yeşil çayın, batı dünyası da artık farkında ve saymakla bitmeyen faydalarına hergün bir yenisi ekleniyor. Yeşil çay aslında siyah çayla aynı bitki olmasına rağmen, farklı işlemlerden geçtikleri için farklı isim ve tadlarda. Yaprakların yavaş yavaş kurutulmasıyla elde edilen siyah çayın aksine yeşil çay, yaprakların toplanır toplanmaz hızla kavrulup, kurutulmasıyla elde ediliyor. Bu süreçte doğal olarak siyah çay oksijenle tepkimeye girerken yeşil çayın oksijenle tepkimeye girmesine izin verilmiyor. Her iki çayda da kafein var ancak yeşil çayda daha az, her ikisinin de antioksidan özelliği var, ancak daha az işlem gördüğü için yeşil çayda daha fazla.

Yeşil çayın sağlığa faydalarını herkes az çok biliyor, burada da başlıklar halinde zikredelim :

  • Kanser riskini azaltır,
  • Antioksidandır,
  • Kolestrolü düşürür,
  • Tansiyonu dengeler,
  • Kan şekerini dengeler,
  • Bakterileri öldürür,
  • Ağız kokusunu önler,
  • İçindeki kafein sayesinde performansı etkiler, yorgunluk ve uyku halini kaldırır,
  • İdrar söktürücüdür, bu nedenle zayıflama kürlerinde kullanılır,
  • İçindeki C vitamini sayesinde, stresi azaltır
  • İçindeki flavonoidler sayesinde kan damarlarını güçlendirir,
  • İçindeki fluorid sayesinde diş çürümelerini engeller,
  • İçindeki E vitamini sayesinde yaşlanmayı geciktirici etkisi vardır,
  • Sigara kullanımının toksik etkisini azaltır,
  • Hamile kadınlara sorunsuz bir doğum vaat eder, sakat çocuk riskini azaltır,
  • Anti enflamatuardır, hücre yeniler,
  • Damar sertliğinden korur,
  • Deriyi besle,
  • Kalp ve dolaşım sistemini olumlu etkiler,
  • Kemik erimesini engeller,
  • Migreni geçirir,
  • Mide bağırsak problemlerini hafifletir,
  • Sürekli kullanımı romatizmal hastalıkların tedavisinde faydaladır,
  • İstenmeyen yağların %30 a yakınını absorbe eder,
  • Stres için birebirdir,
  • HIV’e karşı koruyucudur.

Tüm bunlar yeşil çayın mucizevi bir bitki ve içecek olduğunu gösteriyor. Peki günlük tüketim ne olmalı? Ortalama bir kupa yeşil çayda, 50-150 mg. arsında polifenol bulunuyor. Önerilen miktarsa günde 2-3 kupa yeşil çay veya 100-750 mg./yeşil çay     ekstresi almak. Ancak kafein içeren çay;uykusuzluk, anksiyete, huzursuzluk ve baş ağrısına yol açabiliyor. Kafeine çok hassas bireyler için yeşil çay ekstresi almak daha iyi bir  alternatif.

Yeşil çayın bu kadar faydası varken, bir çok yiyeceğin de yeşil çay katkılı olmasına şaşmamak gerek. Bakınız yeşil çaylı Kit Kat!


Bir diğer kritik nokta da yeşil çayın nasıl hazırlanacağı ve servis edileceği. İşin uzmanlarına göre; yeşil çayı (ister poşet ister yaprak halinde) önce demliğin içine koyuyoruz. Kaynar suyu öncelikle boş bardaklara alıyoruz. Suyu 10 saniye kadar bardakta tutup demliğe döküyoruz. Demlikte 30-40 saniye demini almasını bekliyoruz ve içiyoruz. Böyle yapmamızın nedeni; kaynar suyu direkt demliğe döktüğümüzde tadının acılaşması, yukarıda önerilen yöntemle içimi daha keyifli bir çay elde etmek mümkün.Yanda Japonların geleneksel yeşil çay servislerini görüyorsunuz.

Geleneksel çay seremonisinde Japonlar yeşil çayın yanında Wagashi denen tatlıları da ikram ediyorlar. Çay seremonisi esnasında konuklar genellikle yedikleri tatlının adının ne olduğunu bilmez. Çay içildikten hemen sonra tatlının adı ev sahibi tarafından söylenir. Bu adların birçoğu Japon şiirlerinden veya kısa Japon manzumeleri olan haikulardan alınan -doğa güzelliklerini betimleyen veya böyle bir doğa güzelliğini imgeleyen- kachofugetsu terimlerinden veya yöresel tarih ve yer isimlerinden gelir. Wagashi’nin bu özel adını öğrenince, konuklar yedikleri tatlının ismin anlamı üzerine düşünürler ve hayal güçlerini çalıştırarak spritüel bir deneyim yaşarlar. Ne kadar etkileyici değil mi?

Bu arada aklıma gelmişken hem espiri yapmış hem de sormuş olayım : fazlaca yeşil çay içersek, literatüre geçmiş “Japon sadakatini” yakalayabilir miyiz, ne dersiniz?

Bu kadim uygarlık, bu bilge topluluk, bu ağırbaşlı millete hep hayran olmuşumdur. Buradan kendilerine “Namaste” demek istiyorum. Yeşil çay sadece biri, teşekkürler bize katkılarınız için!

17 Ekim 2012 Çarşamba

Yeşil İş - Green Business 2012






İş dünyası, sürdürülebilir gelecek esaslı bir iş dünyası modelinin kaçınılmaz olduğu gerçeği ve bu sorumluluk bilinciyle, tüm tarafları buluşturmayı hedefleyen Yeşil İş-Green Business 2012 ile dördüncü kez biraraya geliyor.

Yeşil İş-Green Bussiness 2012`de sürdürülebilirlik  ve yeşil ekonomi için, iş dünyasında son gelişmeler, yenilikler, uygulamalar, kanunlar, standartlar, teşvikler, mali ve mali olmayan riskler ve fırsatlar paylaşılacak.

Yeşil İş-Green Bussiness 2012 sürdürülebilir iş dünyasında tüm tarafları; karar vericileri, endüstri ve sektör temsilcilerini, yatırımcıları, yenilenebilir enerji yatırımcılarını, finans kuruluşlarını, yöneticileri, tedarikçileri, tasarımcıları, pazarlama uzmanlarını, teknik uzmanları, uygulayıcıları, devlet kuruluşlarını, karbon tedarikçilerini, danışmanlarını, global karbon piyasalarının temsilcilerini,  ve sivil toplum kuruluşlarını biraraya getirmeyi, tüm yenilikleri, uygulamaları, projeleri ve ürünleri paylaşmayı hedefliyor.

800'e yakın katılımcının yer aldığı 2011 yılındaki konferans sonunda 3600 adet ağaç dikilmiş ayrıca da konferans karbon nötr olarak gerçekleştirilmiş. Aynı durum 2012 yılı konferansında da gerçekleştirilecek.

Karbon nötr ne demek? Konfereans sonrasında ortaya çıkan CO2 salınımları hesaplanarak konferansın karbon ayak izi silinecek. Böylesi bir konferansa da bu yakışır!

Konferans 18-19 Ekim tarihlerinde Swissotel-The Bosphorus/İSTANBUL adresinde  ve dünyaca ünlü sürdürülebilirlik uzmanlarının katılımıyla gerçekleşecek.

Konferansın konunun ilgililerine ve aslında hepimize katkı sağlamasını umuyoruz. Bu konferansın sonuç bildirgesini sizlerle burada paylaşacağız.

Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Hayvan-sız Bir Yaşam Biçimi : Vejetaryenlik!





Yukarıda saydığım ve bir bölümü hayatta olmayan isimlerin ortak özellikleri nedir sizce?

Çok yormayayım sizi : Bu isimlerin her biri vejetaryen!

Yani hayvan-sız bir yaşam biçimini seçmişler..

Orhan Pamuk “Yeni Hayat” kitabının girişinde der ki : Bir kitap okudum, hayatım değişti! Ben de biraz önce bir kitaba rastladım, adı çok çarpıcı idi ve bu konuyu ele almaya karar verdim.

Vegan Diet-Animal Free Lifestyle.. Yazarı Hanna Getty.




Nedir vejetaryenlik ? Vejetaryenlik ya da diğer adıyla “etyemezlik” beslenmede et, balık, kümes hayvanı tüketmemektir. Birkaç türde vejetaryen var. Bir kısmı sadece kırmızı et yemezken, bazıları tüm hayvanların etlerini yemeyi reddetmekte, bazıları bu beslenme şekline yumurta ve süt yememeyi de dahil etmektedir. Hatta  aşırı vejetaryenler diyebileceğimiz bir kısmı ise, içinde jöle olan pastayı, jöle hayvan kemiklerinden sağlanan bir madde olduğu için yememek boyutunda bir tavır sergileyebiliyorlar.


Her vejetaryenin, bu yolu seçmekteki düşünce tarzı farklı. Kimisi canlıların, yenmek üzere beslenmesine karşı olduğu için, kimisi et yemeden beslenmenin daha sağlıklı olunacağını düşündüğünden, kimisi damak tadı olarak sevmediğinden..gibi. Ağırlıklı olarak sağlıklı beslenmek adına vejetaryen olanları görmekle beraber, bu bilinç düzeyindeki insanların çoğunun aynı zamanda, hayvanların yenmek üzere yetiştirilmemesi ve bu amaç için acı çektirilmemesi düşüncesini de taşıyor olduğunu söyleyebiliriz.

Çevre açısından ise, Vegan Turkiye’den öğrendiğimize göre; kırmızı et kaynağı bir ineğin bir günde atmosfere saldığı metan gazı 0,23 kg civarıdır. Bunun karbondioksit karşılığı 4,83 kg.CO2 olup tükettiğimiz pişmemiş 1 kg sığır eti için doğaya 34,6 kg karbondioksit salınmaktadır ve bu çevre açısından inanılmaz bir tahribattır.

Ayrıca vejetaryenlerin, hayvan yetiştirmek için ayrılan geniş arazilerde, çok daha fazla sebze-meyve yetiştirilebileceği tezleri ile, kırmızı et için yetiştirilen hayvanların çevreye saldığı CO2 miktarı ile, yeşilin ve ağaçların çevreyi temizleme gücünü kıyasladığınızda, vejetaryen olmak aynı zamanda çevre dostu olmak anlamına da geliyor.

Amerika ve İngiltere’de yapılan araştırmalar nüfuslarının yaklaşık %10’u civarının vejetaryen eğilimli beslendiği, daha az oranda da vejetaryenin olduğu yönünde. Türkiye’de ise sanırım matematiksel bir ifadeye gelmeyecek bir düzeydedir. İnternette biraz araştırma yaptığımızda da görüyoruz ki, bu tarz bir beslenmeye eğilim yavaş yavaş artmakta. Çokça websitesi ve takip edeni var. Herkesin yaşam biçimine ve tercihlerine saygılı olmakla birlikte, “insan kılığında HAYVAN”SIZ bir yaşam herkesin hakkı.

Sağlıcakla ve sevdiğinizle&sevdiğiniz gibi kalın!

4 Ekim 2012 Perşembe

Bugün Dünya İçin Ne Yaptın? Karbon Ayak İzine Bak!






Karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür. Yani ulaşım, ısınma, enerji tüketimi ve satın aldığımız ürünler dolayısıyla atmosfere yaydığımız karbon miktarıdır.  İklim değişikliğine neden olan insan kaynaklı çevresel kirliliğin azaltılması için, bireysel bazda karbon ayak izimizi hesaplayıp, azaltılması için yapılması gerekenleri yapmazsak, üstelik de bir an önce yapmazsak, gelecek nesillere bırakacak temiz bir çevre olmayacak.

Buradan karbon ayak izinizi hesaplayarak, doğaya bireysel bazda ne ölçüde zarar verdiğinizi bulabilirsiniz. Sonuç faciaysa, duyarlı insanlar için yapılacak şey zararın telafisidir. Yani karbon ayak izimizi azaltmaktır. Nedir karbon ayak izimizi azaltmak için yapılabilecekler [1] :

Birincil (Direkt) Ayak İzinizi Azaltmak için Yapılabilecekler
  1. Tatiller
    Uçakla gitmeyin.
  2. Elektrik
    Yenilenebilir enerji kullanın.
  3. Doğalgaz
    Isınma için güneş enerjisi kullanının; bu yolla doğal gaz faturanızı yılda yüzde 70 oranında azaltabilirsiniz.
  4. Seyahat
    Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanın. Yerel otobüs hizmetlerinizi öğrenin ve kullanın.
  5. Araba
    Paylaşma Yolculuk ayak izinizi azaltmak için işe giderken arabanızı paylaşabilirsiniz.
İkincil Ayak İzinizi Azaltmak İçin İpuçları
Birşeyler satın aldığınız zaman, bu ürünlerin nerelerde üretildiğini ve üretimde hangi maddelerin kullanıldığını göz önüne alın. İmalat ya da nakliyesinde yüksek emisyona sahip olan ürünlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Sözgelimi:
  1. Şişe suyu
    Çoğu Avrupa ve Kuzey Amerika ülkesinde musluk suyunu kullanma konusunda herhangi bir sakınma olmamasına rağmen insanlar şişe suyu alma konusunda ısrar etmektedir. Eğer şişe üzerinde volkanik kaynaklardan geldiği konusunda bir ibare varsa uzak bir yerden ithal edildiğinden emin olabilirsiniz. Suyun nakliyesinin karbon Ayak izini hayal edin. Bir de buna şişeleme ve/veya geridönüşümden kaynaklanan emisyonları ekleyin.
  2. Uzak mesafelerden gelen yiyecek ve içecekler
    Süpermarkete gittiğiniz zaman satın aldığınız yiyeceklerin hangi ülkeden geldiğini anlamak için etiketine bakınız. İngiltere’de sonbaharda Yeni Zelanda elması almaya gerek yoktur, ama insanlar buna pek dikkat etmezler. Dünyanın öteki ucundan gelen bir şişe şarabı satın alırken iki kez düşünün; çok daha fazla, ama çok daha az yol katetmiş yerel şarap bulabilirsiniz. Yapacağınız en iyi şey kendi meyve ve sebzelerinizi kendi bahçenizde yetiştirmek olacaktır. Bir elma ağacı diktiğinizde hem bir sürü mevyeye sahip olursunuz hem de bu ağaç atmosferdeki karbon miktarının azaltılmasına katkıda bulunur.
  3. Et tüketimi
    Et tüketmini, özellikle kırmızı et tüketimini azaltın.
  4. Uzak ülkelerden gelen elbiseler
    Satın almadan önce elbiselerin etiketlerini kontrol edin. Eğer 1000 milden daha uzak bir ülkeden gelmişse başka elbise aramaya devam edin.
  5. Fazla ambalajlanmış ürünler  
    Gereksiz ambalaja sahip ürün ve hizmetlerden uzak durun. Daha fazla söze gerek var mı?
Netice olarak düşük karbon ayak izi olan ürünleri talep edin.

Evet, basit kişisel önlemlerle karbon ayak izimizi azaltmak mümkün. Örneğin ısınma sırasında ev içi sıcaklığını 1oC daha azalttığımızda yılda en az 300 kg karbondioksitin atmosfere salımını engellemiş oluruz. Aynı şekilde gereksiz yere yanan lambaları söndürerek de en az 250 kg karbondioksitin salımını da engellemiş oluruz.

Ya da araba kullanmak durumundaysanız, motor gücü düşük modelleri seçin.

Eğer alışkanlıklarınızdan kolay vazgeçemiyorsanız da, doğaya saldığınız karbondioksit miktarını dengelemek için ağaç dikin! Örneğin, otomobiliniz için kullandığınız her 375 litre benzinin doğaya saldığı karbondioksiti dengelemek için 1 ağaç dikmeniz gerekiyor.

Bütün bunları önemsemiyorsanız da söylenebilecek tek şey var : GİDİN FOTOSENTEZ YAPIN!

23 Eylül 2012 Pazar

Yeni Anayasa, Yeşil Anayasa


Devlet-İnsan-Doğa



Artık herkes doğanın git gide bozulduğunun ve bu durumun canlılar açısından ne derece tehdit edici olduğunun farkında. Bu farkındalığı “bir şeyler yapmak lazım” düşüncesinden, eylem boyutuna geçiren çeşitli kişi, oluşum, kurum ve örgütler var; onlar iyi ki de var!

Örneğin; çevre aktivistlerinden, hukukçulardan, milletvekilleri ve akademisyenlerden oluşan 40 kişilik bir grup, “Ekolojik Anayasa Girişimi”ni başlatarak, hazırladıkları ve doğanın haklarını da içeren taslak öneri anayasa madde ve gerekçelerini, Meclis’te anayasa komisyonuna sunarak, yeni yapılacak anayasada bu maddelerin de yer alması yönünde talepleri iletmiş oldular.

Mevcut Anayasamızda,

MADDE 56- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.

Hükmü ile, çevreye ilişkin sınırlı bir düzenleme yapılmakta ve bu düzenleme elbette ki, ihtiyacı karşılamamaktadır.

Ekolojik Anayasa Girişimi’nin hazırladığı ekolojik anayasa taslak maddeleri ve gerekçelerine buradan ulaşabilirsiniz.

Özetle Girişim, mevcut anayasalardaki düzenlemelerin devlet ve insan (vatandaş) arasındaki ilişkileri düzenlediğini, halbuki doğanın bir kaynak olarak değil bir varlık olarak ve anayasa hükümlerinde bir üçüncü unsur olarak var olması gerektiğinin altını çiziyor. Çünkü doğa direkt olarak insanı etkiliyor ve bu yüzden de anayasada yer olması bir zaruret. Doğanın korunması lazım ki insan  faktörü korunmuş olsun anlayışı hakim bu düşüncede. Girişimin temsilcileri komisyona sundukları önerilerde temel olarak anayasanın, doğaya hükmetmeye çalışan insanı değil, doğayı hak öznesi olarak tanıması gerektiğini ifade ediyor. Ekolojik Anayasa, dünyayı gelecek kuşaklardan emanet alındığı bilinciyle, doğayla uyum içinde yaşamanın esas alındığı; su, hava, gen, tohum gibi doğal unsurlar için doğal kaynak değil doğal varlık nitelendirmesinin benimsendiği, doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsendiği, kamu yararında doğal dengelerin gözetildiği, yabani ve evcil hayvan haklarının güvence altına alındığı, sağlıklı su ve gıdaya ulaşım hakkının benimsendiği hukuksal düzenlemeler öneriyor ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın herkesin en temel yaşam hakkı olduğunu savunuyor.

 Dünyada ilk çevreci (doğanın haklarını tanıyan) anayasa Bolivya ve Ekvador’da yapılmış. Bugün ülkeler yavaş yavaş, doğanın korunmasına dair hükümleri anayasalarına eklemeye başladılar. Örneğin Avrupa’da Almanya, Fransa ve Yunanistan bu konuda başı çeken ülkeler.

Darısı “yalnız ve güzel” ülkemin başına, diyeceğim .. inşallah bizim ülkemizde de öyle günler gelsin ki, yasa yapıcılar sadece “insan” yararına olan düzenlemeler yapsın!!!




16 Eylül 2012 Pazar

Yeşil "Domuzcuk"lar


Dünkü Hürriyet gazetesinde yer alan bir haber beni çok güldürdü. Amerika’da trafik cezası alan bir sürücü, 137 dolarlık cezayı, origamiyle (Japon kağıt katlama sanatı) domuzcuk şekline getirdiği 1’er dolarlık banknotlarla ödemiş!

Önce cezayı bu şekilde kabul etmeyen ve domuzcuk haline getirdiği dolarları açmasını isteyen polis, adamın ödeme şeklinin yasal olduğunu belirtmesinin ardından gelen polis amirinin gülerek domuzları açmasıyla  cezayı bu şekilde ödemiş oldu.
  



Bu yüksek ironiye sahip kişiyi kutlamamak elde değil! Zira Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde polise domuz (pig-bacon) denirmiş ve çocuklar polis gördüklerinde
(I smell bacon in the air-havada domuz kokusu var) diye bir şarkı mırıldanırlarmış..Süper bir ironi !

Bu haber niye mi bu blogda yer aldı?

Biliyorsunuz Amerikan Dolarının informal ismi “yeşil”dir. Her ne kadar başka bir “yeşil”den konuşuyor olsak da, Yeşil bizim ilgi alanımızda J